Şanlıurfa İnsan Hakları Derneği (İHD), 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde, Türkiye’deki ifade ve basın özgürlüğü sorunlarına dikkat çekti.
Dernek, tarafından yapılan yazılı açıklamada basının üzerindeki baskıların arttığını, gazetecilerin ve medya kuruluşlarının ağır sansür ve ekonomik yaptırımlar altında olduğunu vurguladı.
“MUHALİF GAZETECİLER, SÜREKLİ BASKI ALTINDA TUTULMUŞTUR”
Özellikle muhalif gazetecilerin hedef alındığı ve “dezenformasyon yasası” gibi düzenlemelerle ifade özgürlüğünün kısıtlandığına dikkat çekilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Birleşmiş Milletler, 1993 yılında aldığı bir kararla 3 Mayıs’ı Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak kabul etmiştir. Yaşadığımız coğrafya ne yazık ki düşünce, ifade ve basın özgürlüğü açısından ciddi sorunların devam ettiği; insanların düşüncelerini özgürce ifade edemedikleri ve basının ağır baskı altında olduğu bir yer olmaya devam etmektedir. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün 2026 yılında yayımladığı rapora göre Türkiye, 180 ülke arasında ifade ve basın özgürlüğü alanında 163. sırada yer almaktadır. Yine Türkiye Gazeteciler Sendikası verilerine göre 2026 yılı itibarıyla 14 gazeteci cezaevinde bulunmaktadır. Türkiye’de basın özgürlüğü, otoriterleşme sürecine paralel olarak giderek gerilemektedir. Nitekim geçen yıla göre RSF verilerine göre Türkiye’nin sıralamada 4 basamak daha gerilediği görülmektedir. Medya kuruluşları ve gazeteciler, “dezenformasyon yasası” ve basın kanununda yapılan değişikliklerle daha da baskı altına alınmış; RTÜK gibi kurumların ekonomik yaptırımları ve lisans iptali kararlarıyla çoğulcu basın anlayışı neredeyse tamamen ortadan kaldırılmıştır. Dünya genelinde savaş ve çatışmaların sürdüğü birçok bölgede basın emekçileri hedef olmaya devam etmektedir. Özellikle İsrail’in Filistin’de yürüttüğü askeri operasyonlarda çok sayıda gazeteci hayatını kaybetmiştir. Benzer şekilde Ukrayna-Rusya savaşı ile Suriye’de, özel olarak Rojava’da yaşanan çatışmalarda da gazeteciler saldırıların hedefi olmuştur. Coğrafyamızda gazeteciler, özellikle Kürt basını ve muhalif gazeteciler, sürekli baskı altında tutulmuştur.”
“RAĞMEN HEM İÇ HUKUK HEM DE ULUSLARARASI HUKUK İHLAL EDİLMEKTEDİR”
Dernek, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin ihlal kararlarının uygulanmamasının, hukukun üstünlüğü ve demokrasi için büyük bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekilerek,
“Çok sayıda gazeteci katledilmiş; ancak bugüne kadar failleri bulunmamış veya açıklanmamıştır. Cezasızlık politikası devam etmektedir. 2026 yılında Mezopotamya Ajansı, ETHA Ajansı, JinNews, Halk TV, Evrensel gazetesi, Tele 1, BirGün gazetesi ve diğer muhalif yayın kuruluşları ile çalışanlarına yönelik gözaltı ve tutuklamalar süreklilik kazanmıştır. Özellikle “dezenformasyon yasası” adı altında çıkarılan düzenleme, ifade özgürlüğünü kısıtlamaya ve muhalif gazetecileri susturmaya yönelik olarak uygulanmaktadır. Bu yılın başından itibaren gazeteciler Alican Uludağ, İsmail Arı, Mehmet Yetim, Pınar Gayip, Elif Bayburt, Nadiye Gürbüz ve Müslüm Koyun bu gerekçelerle tutuklanmıştır. Coğrafyamızda yerleşik ideolojinin “kırmızı çizgileri” olarak görülen Kürt meselesi, Ermeni Soykırımı ve Kıbrıs’taki askeri varlık gibi konular tartışmaya açıldığında, farklı görüşlere tahammül göstermeyen resmi anlayış baskı uygulamaya devam etmektedir. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, iç hukuk düzenlemeleri ve taraf olunan uluslararası sözleşmeler ifade özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Buna rağmen hem iç hukuk hem de uluslararası hukuk ihlal edilmektedir. Özellikle Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararlarının uygulanmaması bu sorunun en somut göstergelerinden biridir. “
“İFADE VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA İHTİYAÇ VARDIR”
Tüm toplumsal kesimlerin özgürce düşüncelerini ifade edebilmesinin gerekliliğini bir kez daha vurgulayan dernek, açıklamasını şu ifadelerle sonlandırdı:
“Sadece gazeteciler değil, sosyal medya paylaşımları nedeniyle toplumun farklı kesimlerinden birçok kişi de gözaltına alınmakta ve tutuklanmaktadır. Oysa yaşadığımız sorunların çözümü için her şeyden önce ifade özgürlüğünün sağlanması gerekmektedir. Ayrıca yaklaşık iki yıldır devam eden ve barış umudu yaratan süreç göz önüne alındığında, ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması bir zorunluluk haline gelmiştir. İnsan hakları savunucuları olarak, bir 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde daha düşünce, ifade ve basın özgürlüğü talebimizi yineliyoruz. Tüm toplumsal sorunların çözümünde en temel unsurun konuşabilmek ve düşüncelerimizi özgürce ifade edebilmek olduğunu biliyoruz. Bu nedenle ifade ve basın özgürlüğüne her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten siyasi iradeyi; düşünce, ifade ve basın özgürlüğüne saygı göstermeye hem iç hukuka hem de taraf olunan uluslararası sözleşmelere uygun davranmaya çağırıyoruz. “

0 Yorum